Yüzyıllardır yaşayan bir gelenektir yaylacılık. Yazın sıcağından serinlere kaçmak, yemyeşil çayırlarda taze bitkilerle hayvanları otlatmak, kışa saman depolamak için yılda birkaç aylığına da olsa yükseklere çıkar Anadolu insanı.
Modern hayatın nimetlerinden uzak, doğanın koynunda bir başına ama alabildiğine özgür, alabildiğine mutlu.Yayla denilince ilk akla gelen, Karadeniz, özellikle de Hemşin,Uzungöl ,Haltuzen,İpsil Sultanmurat ve Limonsuyu yaylalarıdır.
Doyumsuz güzellikler içeren iki dünyanın kapısı olan yaylalarda görülmeye değer ise bulutların üzerinde farklı bir yaşama,
Özellikle 2bin 3 bir rakıma çıktığınızda vadilere serpilmiş sis bulutları üzerinde yaşam keyfi sürdürürken,Bulutlar altında nem yüzünden ve bunaltıcı sıcaklardan günde birkaç kez iç çamaşır çıkarıyorsunuz.
Geçmiş yıllarda çığ altında kalan iki yüz yıllık yayla evlerinin etrafı taş çitlerle çevrelenmiş şimdilerde. Bacası tüten evlerde bilin ki hayat var, sıcacık kuzinelerde yemekler pişmekte. Derelerde kırmızı benekli alabalık tutan çocuklar, ot biçen köylüler ve sisler içinde birer hayalet gibi dolaşan çobanlar, günlük yaşamın sıradan ama sizin için heyecan verici ayrıntılarıdır
Sahilden Yükseldikçe ağaçlar yerini çayırlara ve çiçeklere bırakır. Eski taş evleriyle antik bir kent görünümünde. Duvarları usta ellerden çıkma düzgün taşlardan, taşıyıcıları ahşaptan yapılan mimari tarzı bu asırlık evler giderek yerini teknolojiye bırakıyor. 2550 metre ile yörenin en yüksek yaylası olan Limonsuyu bulutların üzerinde yalnız ve mağrur bir ilçe gibi görünüm alıyor..
Bir başkadır yükseklerde hayat. Kimi zaman aynı günde dört mevsim yaşanır yaylada. Bir bakarsınız kavurucu sıcak basmış, bir bakarsınız kış ayları kadar soğuk olmuş ortalık. Güneş gülümseyen yüzünü göstermekte pek nazlanır, bulutlarla saklambaç oynamaya bayılır. Açık havalarda Karadeniz’e kadar olan görüş mesafesi, sis bastığında birkaç metreye düşer. Bazen günlerce kalkmayan sisten sıkılır, bazen de bulutların üstünde olmaktan derin bir haz alırsınız.
Rüzgar sizinle oyun oynar kimi zaman; ansızın bastırıp tüm vadiyi sisten temizler ve inanılmaz bir manzara serer önünüze. Heyecanınız uzun sürmez, aşağıdan gelen yeni bir tabaka vadiyi yeniden beyaza boyar. Bir bayram yerinde eğlenen çocuklara benzetir yaylaları. Sabahlara kadar horon tepilir, tulumlar susmak bilmez. Kış erken iner yaylalara. Eylül’de kar alır zirvelere, Ekimde ise yüksek yaylalara kar yağar. Bu mevsim, ilkin mayısta çıkılan aşağı yaylalara geri inilir, en geç eylül sonu doğanın sonsuz kuş seslerine ve yalnızlığa terk edilir tüm yaylalar.
Şemsettin Öztürk