Gündem günden güne değişiyor. Dünün bomba haberi bugün bayatlamış oluyor. Hele ki ülkemizin son dönemde yaşadığı, birçoğumuzun anlamakta zorlandığı olayların gölgesinde birçok sorunumuz gündem dışı kaldı. Ancak tavrı ve duruşu dış olaylara göre şekillenmeyen biz Müslümanların içindeki dertler de dış olaylara göre belirlenmiyor.
Bu yazıda anlatmak istediğimiz konu da aslında bir anlamda kendi oluşturduğu gündemin gölgesinde kalmış durumda. Çünkü bir konu insanlar tarafından sloganlaştırıldığında o konunun özü ve ruhu hep anlaşılmaktan yoksun kalmıştır; göz ardı edilmiştir. Bir değerin hakkını vererek hayata taşımak zahmetlidir, ama koca cümlelerle, hatta eylemlerle bayraktarlığını yapmak kısacası sloganlaştırmak kolaydır, zevklidir, hatta nefse de hoş gelir… Tesettür konusu da özellikle son on-on beş yıl içinde bu hale gelmiştir.
Allah’a teslimiyetin önde gelen işaretlerinden biri olduğundan dolayı, İslam’dan pek hazzetmeyen kimselerin uzun zamandır hedefi başörtüsü. Uygulanan yasaklar kadın-erkek birçok Müslüman’ın bu konuya hassasiyet göstermesine sebep oldu. Ancak gösterilen hassasiyet siyasi ve sosyal alanla sınırlı kaldı. Bir taraftan başörtüsünün siyasi ve sosyal alanda özgür kalması için mücadele verilirken diğer taraftan tesettürün ruhu unutuldu; dejenere oldu. Belki sosyal ve siyasi alanda tesettürü muhafaza etmeye o kadar çok yoğunlaşıldı ki, özünün unutulacağı, bozulacağı akla gelmedi. Tabi bunun ortaya çıkışı hakkında çok şey söylenebilir. Hatalar sıralanabilir. Ama her ne olursa olsun, Müslüman’ı ilgilendiren şey birinci manada Rabbi’nin emirleridir. Bu emirler doğrultusunda gelişen olayları yorumlar, yapması gerekeni bu emirlere göre belirler. Biz de bu doğrultuda tesettür kavramını ele alalım istiyoruz. Tesettür sadece şekilden mi ibarettir, tesettürün ruhu ve maksadı ne olabilir, günden güne değişen giyim tarzları ne oranda İslam’ın tesettürüne uygundur ve tesettür diğer ahlaki davranışlardan bağımsız düşünülebilir mi…
Örtünmenin hikmetine dair birçok şey söylenmiştir. Ama tartışmasız iki nokta vardır ki, biri neslin korunması konusunda ilk tedbirlerden biri olması, diğeri de kadının sömürülmesine, istismar edilmesine ve insani değerinden soyutlanıp beden güzelliğiyle bir obje, bir meta haline gelmesinin önüne geçmesidir. Bu iki mesele açısından baktığımızda Müslüman hanımın örtüsü güzelliğini teşhir edecek, karşı cinsin ilgisini çekecek şekilde olmaması gerekmektedir. Örtünmekten maksat güzelliği ve çekiciliği gizlemek iken, her mevsim ortaya çıkan çok değişik tarzlarda giyim modelleri, örtünme şekilleri hiçbir tereddüt olmadan Müslüman hanımlar tarafından kabul görüyor. Ve bu giyim tarzları bırakın örtülü olup ruhuna riayet etmeyi, “altı kaval üstü şeşhane” misali bakınca örtülü mü örtüsüz mü olduğuna karar veremediğimiz bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bir yaz mevsiminde “moda gereği” eğer eteklerin boyu diz altına çekildiyse hanımlarımız başında başörtüsüyle o eteği giymekten çekinmiyor. Ya da gerçekten örtündüğü halde vücut hatlarını belli edecek bir kıyafet seçmekten rahatsız olmuyor. Biz hani örtümüzle kendimizi muhafaza edecektik? Hani güzelliği teşhir ederek haram bakışları üzerimize çekmeyecektik? Yaptığımız amellerde her daim Allah’ı hatırda tutmazsak şeytan mutlaka bizim için bir açık kapı buluyor ve bir zaman sonra yaptığımız kötü amel bize normal gelmeye başlıyor.
İlk zamanlarda ve ilk kaynaklarda kullanılmamasına rağmen, daha sonraları İslam alimleri Müslüman hanımın giyimini ifade etmek için “hicab” kavramını kullanmışlardır. Hicab, Müslüman hanımın duruşunu davranışlarını da içine alan geniş bir kavramdır. Hicab kelimesi “örtmek, utanmak, haya etmek” anlamlarını taşır. Yani örtünmenin yanında edep ve haya da temel bir meseledir. Ancak edep ve haya ile birleşmiş bir örtünme maksadına ulaşmış olur, Müslüman hanıma asalet kazandırabilir. Edep ve hayadan yoksun bir örtüyse sadece bir aksesuar hükmündedir.
Kur’an-ı Kerim’de, Efendimiz (sav)’in hanımlarına hitaben: “…Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.”(33/32) buyrulmuştur.
Yine Nur suresinde örtünme emri gelmeden önce hem hanımlara hem erkeklere: “Gözlerini haramdan sakınsınlar.” (24/30-31) buyrulmuştur.
Biz bu emirleri örtünmeden bağımsız düşünemeyiz. Örtünme ancak davranışla tamamlanabilir, maksadına ulaşabilir. İlk ayette Rabbimiz çok ince bir konuda, özelde Peygamber (sav) hanımlarını genelde de Müslüman hanımları uyarıyor. Toplumda kadınlar ve erkekler arasında bir ciddiyetin hakim olmasını, kurulacak ilişkilerin, yapılacak konuşmaların edep ve haya çerçevesinde olmasını emrediyor. İkinci ayette de gözleri haramdan korumak örtünmeden önce emrediliyor. Çünkü haram bakışlar örtünün sağladığı korunmayı ortadan kaldırır. Örtü ne kadar kadının çekiciliğine engel oluyorsa haram bakışlar da tam tersine ilgileri çekmenin en etkili şeklidir. Gözlerini haramdan sakındırmayan bir kimse için örtünün bir anlamı kalmaz.
Hicab, Müslüman hanımın asli değerine kavuşması, yüksek ahlaki mertebelere ulaşması için ilk adımdır. Çünkü onu dış dünyanın kötü etkilerinden koruyarak azade kılar, yüce değerlerle baş başa bırakır. Artık davranışlarını başkalarının bakışları, görüşleri, düşünceleri değil; ahlaki değerler şekillendirmelidir. Zaten bu ahlak değerlerini indiren de kadına bu yolu gösteren de Yüce Allah’tır. Bu durumun farkında olan bir hanım Rabbinin kendisi için çizdiği yolu en hayırlı yol olarak benimser. Örtünme emrinden maksadın onu hapsetmek, özgürlüğünü kısıtlamak olmadığını, ona hakiki değerini kazandırmak için gerekli olan ortamın sağlanması olduğunu anlar. Ve örtüsüyle ahlakını birleştirerek üstün bir karakter ortaya koyar. Örtünmüş olan her hanım kim ne derse desin o görüntüsüyle İslam’ı temsil etmektedir. Ortaya koyacağı her ahlakdışı davranış hem temsil ettiği yüce değerlerle çelişmesine hem de kendi değerinden düşmesine sebep olacaktır.
Her eylemin, ibadetin temelinde ihlas ve takva yer almaktadır. Yani Allah korkusuyla ve riyasız, gösterişsiz tam bir teslimiyetle hareket etmek. Bizler sorumlu olduğumuz Yüce Makam’ı unutup davranışlarımızı etrafımıza göre, modaya göre, gece gündüz beyinlerimize yerleştirilmeye çalışılan günübirlik değerlere göre şekillendirirsek bırakın örtünmenin hakkını vermeyi, yaptığımız hiçbir amel Rabbimizin istediği şekilde olmayacaktır. Bu durumda yapmamız gereken yaşantımıza uzaktan bakmayı deneyip nerde durduğumuzu, neyi niçin yaptığımızı anlamaya çalışmaktır. Aslında daha tanıdık bir ifadeyle nefsimizi hesaba çekmek de diyebiliriz. Ya Allah için yaşıyoruzdur ya da şeytana ve nefse yenik düşüyoruzdur.
De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.
(En’am-162)