Karadeniz insanının günlük yaşamında karşılaştığı problemlere ürettiği çözümler herkes tarafından büyük bir takdir topladığını biliyoruz. Bazen ilginç bir durumla karşılaşıldığında “Bu ancak Karadeniz’de olur” denildiğini hep duymuşsunuz. Bir Karadenizli olarak bundan dolayı hep gurur duyduğumu itiraf etmeliyim.
Karadenizlinin pratik zekâsı çok hızlı hareket ettiğinde bazen komik durumlar da ortaya çıksa da; yaşamını kolaylaştırdığını kabul etmek gerekir. Başkalarından medet ummak yerine, sıkıntılarını kendine özgü yöntemlerle çözmeyi bir yaşam tarzı haline getirdi. Zaten olması gereken de bu. Ülkenin sorunlarına tek elden çözüm beklemek ya da “bana ne devlet yapsın” mantığı sizce ne kadar akıllıca?
Belli sınırlar içinde herkes sorunlarını kendine özgü yöntemlerle çözme hürriyetine sahiptir. Buna eyvallah!! Amma başkasını ilgilendiren konularda parlak fikirler bazen de işe yaramayabilir, hatta ters tepebilir. Nitekim Rize belediye başkanı Kürt sorununa getirdiği yaklaşım da böyle oldu. Anlaşılan davetli bulunduğu düğünün havasından fazlasıyla etkilenerek önünü, arkasını düşünmeden olayı oracıkta hemen çözüvermiş. Daha sonra yaptığı açıklamada yanlış anlaşıldığından yakınıyor. O zaman şunu sormak gerekir: Sayın başkan sen idareciliği oyun mu sandın? Elbette öyle sanmamıştır, diye düşüyorum. Ne olduysa davul zurna kemençe eşliğinde oldu. İki sesin birleşmesinden yeni bir ses ortaya çıktığını sanmış ve hemen olayı hayırlara vesile edeyim diye düşünmüştür.
Şimdi bir Karadenizli olarak neye üzüleyim; Sayın başkanın parlak fikrinin tutmadığına mı? Yoksa yaptığı açıklamada bize Kürt sorunu diye yutturulmaya çalışılan meseleyi anlayamamasına mı?
Otuz yıla yakın devam eden ve bize Kürt sorunu diye yutturulmaya çalışılan bu meselenin arkasında başka senaryoların olduğu herkesçe biliniyor. Buna rağmen Sayın Rize Belediye Başkanının meseleye ilginç yaklaşımı hem kendini, hem de siyası geleceğini zora soktu. Öte yandan Sayın başkan istemeden bu meseleden beslenenlerin ekmeğine yağ sürmesi, ayrıca üzüntü verici bir durum. Doğrusu çok üzüldüm. Başkana geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Üç hükümdarın öğüdü ile yazımızı noktalayalım.
Üç hükümdardan biri der ki:”Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu. Söylemediğimden hiç pişman olmadım”.
İkincisi der ki:”Söylemediğim sözlerin sahibiyim. Fakat söylediğim sözlerin esiriyim”.
Üçüncüsü ise şöyle der:”Bazı sözleri söylemeye gücüm yetti, fakat söylediğim sözleri geri almaya gücüm yetmedi”.