Doğu Karadenizlilerin en önemli sorunlarından olan sel ve heyelanlar, bazen insanların hayallerini de alıp gidiyor.Vergilerini eksiksiz veren Karadeniz halkı ne yazık ki kaderiyle baş başa kalıyor.
Yıllardır Doğu Karadeniz Bölgesinde süregelen sel ve heyelanlara başa çıkmaya çalışan yöre insanı, tüm olumsuzluklara karşın umut dolu yaşıyor ve geleceğe mutlu şekilde bakmaya çalışıyor. Arazinin darlığı nedeniyle yaşam alanları kısıtlı olan yöre insanı, heyelan ve sel tehlikesine karşın bütün riskleri göze alarak, evlerini tehlikeli yerlere kurmak zorunda kalıyor.
Doğal afetler bakımından en şanssız yörelerin başında Doğu Karadeniz Bölgesi olmasına rağmen ,her yıl bur çok insanını kaybeden Karadeniz halkının bu önemli sorunları hiç ele alınmıyor.Yoksa Karadeniz halkı eskiden olduğu gibi bundan sonra da kaderiyle baş başa mı kalsın.?
Sivil Savunma uzmanları bu güne kadar yaptıkları çalışmalar ve yaşadığı ortamlar doğrultusunda , doğal felaketler bakımından Karadeniz’in hiç de şanslı bir bölge olmadığına dikkat çekerek, “Sel ve heyelanlar Karadeniz’in kaderidir, alın yazısıdır. Her yıl yılın 8-9 ayını yağmurlarla geçiren, yöre halkı umutsuz bir bekleyiş içindedir. Doğu Karadeniz halkı, özellikle Trabzon çok eskilerde de sele, heyelana maruz kalmıştır. Bölgemizin zemin özelliklerini dikkate almadan doğanın dengesini bozarsanız, yasalara karşı gelirseniz bunun bedelini ödemek zorunda kalırız. Dere yataklarına, heyelanlı sahalara ve sellerden, toprak kaymalarından yıkılan evlerinin yerine yeniden ev yapmamak gerekir”
Her yıl yağan yağmurların sonucunda heyelan,toprak kayması sel oluyor ve insanlarımız ölüyor.Acaba eskiden de böyle miydi?Yani yüzlerce yıldır bu bölgede yerleşen insanlarımız da her yıl yağmur sonucunda oluşan selden dolayı ölüyorlar mıydı?Ama bu tür öyküler hiç bir yaşlıdan duymadım.. Bir tek hatırladığımız ve duyduğumuz" Çarşambayı sel aldı" türküsü.
Evet son yıllarda heyelan ve sellerin yoğunlaşması bence, Çay tarımı, ormanların sağlıksız kesimi, köylerde bilinçsizce açılan yollar, konutlaşma, Karadeniz in ekolojik dengesinin bozulması vs. bir sürü neden sayılabilir ama en önemlisi bu konuda önleyici hiçbir çalışmanın yapılmamış olması. Yalnızca her selden sonra yapılan açıklamalar, düzeltme çalışmaları vs. Karadeniz'deki seller sonucu meydana gelen ölümler artık bir kader olarak kabul edilmiş gibi."Ne yapalım oldu".Bu sözcükler olayın çözümlerin üretilmemesine yol açmaktadır. Yaşananlar kader olarak algılanmaktadır. Oysa ki, doğanın katledilmesi, ekolojik dengenin bozulması, bitki örtüsünün kaybolması, sağlıksız açılan yollar,dere kenarlarına ve ırmakların yakınlarına evlerin yapılması vs. etkenlerin sonucunda meydan gelen can ve mal kayıpları ihmal sonucu meydana gelen olaylardır.Bu sebeple bazı dini kitaplardan edindiğimiz bilgilere göre ;
"Kader ve kazaya ilişkin ayet ve hadisler incelendiğinde ortaya iki tür kader var olduğu görülür.
a) İnsan iradesinin hiçbir etkisinin bulunmadığı, doğrudan Allah'ın takdir, irade ve yaratmasıyla gerçekleşen kaderdir. Kâinatın yaratılması ve kâinatta cereyan eden tabiat olayları bu kategoriye girer.
b) İnsanın cüz'i iradesinin etkili olduğu kaderdir.Kader denince ilk akla gelen bu tür kaderdir.
İnsanın hür irade ve tercihine bağlı olarak oluşan bu kader, insan iradesi hesaba katılmadan düşünülemez. Başka bir ifade ile bu tür kader, insanın iradesiyle Allah'ın yaratmasının beraberliğidir"."Allah insana sırf zararı dokunsun diye hiçbir şey yaratmaz. Ancak insan sünnetullaha, Allah'ın kâinata koyduğu düzene ve sisteme aykırı davranarak bunları kendi aleyhine çevirebilir. Yağmurun insan için önemi açıktır. Ormanlık alanların tahrip edilmiş olduğu bir ortamda, yağan yağmurların sele dönüşmesinden herhalde insan sorumludur. Yine, gündelik hayatımızda önemli bir yer işgal eden atom enerjisinin, insanlığın helâkına sebep olabilecek bombalara dönüştürülmesinden kader asla sorumlu tutulamaz."
Peki bu olaylara tevekkülle yaklaşmak ne kadar doğrudur?
"İslam'ın en önemli prensiplerinden birisi de tevekküldür. Tevekkül, "bütün tedbirleri aldıktan sonra Allah'a sığınmak ve O'na güvenmektir. Şu halde gerekli tedbirleri almadan tevekkül etmenin İslâm'la bağdaşmayacağı açıktır. Kur'an-ı Kerim'de: "İhtiyati tedbirlerinizi alınız"; "Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız" buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) yıkılmak üzere olan bir yapının dibinden geçtiğinde yürüyüşünü hızlandırmış, oradan süratlice uzaklaşmıştır. Orada bulunanların bazıları Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun diye sorduklarında: "Allah'ın kaderinden kaçışım da Allah'ın kaderidir."
Dinimizin kader,kaza ve tevekkül konusunda ki yaklaşımları bu kadar açıkken gerekli önlemlerin alınmayıp bu işi bir kadermiş gibi gösterip vatandaşların tevekkül içinde soruna yaklaşmasına yol açmak doğru değildir.Çünkü gerekli önlemleri almayanlar" ahirette-sünnetullaha-tabiat kanunlarına riayet etmemenin hesabını da Allah'a verecektir.".Bu hesabı verecek olanlar da,bu konuda gerekli önlemleri almayıp konunun kader gibi algılanmasına yol açanlardır.
Ayrıca devletin bu tür yapılaşmaları engellememesi, ekolojik dengenin bozulmasına seyirci kalması olayın ayrı ve en önemli yanıdır. Vergi toplamasını bilen devlet bu tür olayların olmaması içinde çaba harcamak zorundadır. Yürürlükte olan yasaya göre çay müstahsilleri peşin vergi ödemektedirler. Çünkü verdikleri çayın bedelini alırken vergisini anında ödemektedir. Doğal olarak buradakilerin hepsi "iyi mükelleflerdir".Vergisini anında toplayan devletin, mükelleflerinin de selden dolayı ölmelerini engellemek ve bu konuda gerekli olan önlemleri almak zorundadır. Bu nedenle bu gibi fedakar üreticilerin alın derinin karşılığını da zaman geçirmeden allamalı hakkıdır. Bu hakları ise aylar sonra gecikmeli olmamalı.
gazetecioflu@hotmail.com