Zalim olsa ne rütbe bi perva
Yine bünyad-ı zulmü biz yıkarız
Merkez-i hake atsalar bizi
Küre-i arzı patlatır çıkarız
Herhalde Amazon kabileleri dahil, dünyanın hiçbir yerinde bizim memleketimizde bina edilmiş bir muhalefet anlayışı gibi anlayış yoktur. Bizim muhalefete göre; iktidar asla doğru iş yapmaz! “Beyaz dediğine kara, kara dediğine beyaz” demeyi muhalefet sayıyorlar. Bu huy CHP’nin karakteristik özelliği, bunu biliyoruz. Hani hatırlarsınız; Erdal İnönü iktidardayken bile arada iktidarda olduğunu unutup muhalefet gibi konuşurdu. Etrafından ikaz edildiğinde de toparlamaya çalışırdı.CHP özellikle İnönü devrinin başlamasıyla sürekli milli-manevi değerlere düşman bir politika takip etmiştir. Bu sebeple bu gün de, özgürlükçü bir anayasa değişikliğine “hayır” demesi normaldir. Çünkü, sürekli cunta ve cuntacılarla dirsek temasında olmuş ve iktidara gelişini cuntacılara borçlanmıstır. O “hayır” diyerek bedel ödemek zorunda!
Peki, MHP’ye ne oluyor, neden “yüz bin kere hayır” diyor.
Bazı meselelerde neyse de, darbe anayasasının değiştirilmesi gayretine “hayır” demenin mantığını gerçekten anlamıyorum. CHP her zaman bildiğimiz gibi yüzde yetmişe yakın seçmenini, “bu parti bana dedemden, babamdan kaldı” diyen insanlar oluşturuyor. Hal böyle olunca da, “Parti yönetimi ne yaparsa doğrudur” düsturuyla hareket etmeyi daha salim bir yol olarak görürler, sonuçla fazla ilgilenmezler. Bunlar cüzi nispette de olsa diğer partilerde de var. Beyinlerini kiraya vermiş bu insanlara kızmıyor, onları es geçiyorum.
Ama bir gurup var ki, bu memleketi Allah onların şerrinden korusun. Vatanın ve insanımızın zarar göreceğini bile bile inadında ısrar edenler. Bu sadece masumane bir inat değil, menfaatleri uğruna memlekette işlerin ters gitmesini arzu etmek, bundan nemalanma hayali kurmak…
Öyle insanlar tanıyorum ki; “biraz daha asker vurulsun da bu hükümet defolsun gitsin” diyecek kadar gözünü hırs bürümüş…
Konumuz referandum,
Bir çoğumuz 12 eylül darbesini hatırlıyoruz. Kenan Evren denen adama, “ihtilali neden daha erken yapmadınız” sorulduğunda “netekim şartları olgunlaştırmamız gerekiyordu” diye cevap vermişti. Darbe öncesi dönemi bilenler iyi bilir “olgunlaşacak şartlar” nelerdi. Daha çok kargaşa, daha çok insan öldürme ve öldürtme!
Her şey aklıma yatıyor da, Devlet Bahçeli’nin sırf muhalefet olsun diye, “yüz bin kere hayır” demesi ve bazı Marksistlerin inatlarının vicdanlarına galebe çalmasına aklım yatmıyor.
Bilmiyorum, bu gün MHP’den milletvekili olanların kaçının babası, kardeşi, çocuğu veya bir yakını Kenan efendi ve arkadaşlarının 12 eylül öncesi katliamlarında hayatını kaybetti. Oktay Vural’ın dolaylı da olsa bu harekete ödediği bir bedel var mı?
Eğer 12 eylül öncesinde öldürülenlerden, hapse atılanlardan, dul ve yetim kalanlardan ve dahası idam edilenlerden biri onların babası, kardeşi kısaca yakını olsaydı yine de “yüz bin kere hayır” diyebilirler miydi?
Yoksa demek zorundalar mı? Yöneticileri de yönetenler mi var?…
Ümit Özdağ’ı, Ümit Zileli’yle, Devlet Bahçeli şahsında MHP’yi, CHP, PKK ve İP’le kanka yapan hangi güçtür? Bu nasıl bir güçtür ki, MHP’ye bütün geçmişini unutturuyor. Uzun yıllar içerde yatmış Muhlis AYDIN ağabeyimizin MAMAK HATIRALARI isimli bir kitabı var. Kitapta, askerlerin Ülkücü ve Marksistlere ayırmaksızın nasıl zulmettikleri, idamların nasıl olduğu yazılı…
Ali Bülent ORKAN’ın akli dengesi bozulmuştu. İdam için sağlıklı olması gerekiyordu. Ama şu an MHP’nin yönetiminin (Bahçeli’nin yönetimde bir varlığının olabileceğine inanmıyorum) cansiperane savunduğu, Kenan efendinin “bunları asmayalım da besleyelim mi raporu, boşverin asın gitsin) emriyle idam edilmişti. Yeri gelmişken burada bir şey söylemek istiyorum. İhtilal 12 Eylül 1980, ilk idam 8 Ekim 1980, Mustafa Pehlivanoğlu 25 gün gibi kısa bir sürede yargılanıp (!) “asmayalım da besleyelim mi” kaidesi gereğince idam edilmiş…
Ben şuna inanıyorum. Gerçek ülkücüler ve Marksistler referanduma “evet” diyecekler, demelidirler de! Yoksa kendilerini inkar etmiş olurlar. Ben 1991’den bu yana hiçbir partiye rey vermiyorum. Ama referanduma gideceğim. Çünkü, yapılan zulmün cezasız kalmasını istemiyorum. Eminim bu memleketin gerçek sahipleri de siyasi bir çıkar gözetmeden bu “diktatörlükten kurtulup özgürlüğe bir kapı aralama” hareketine “evet” diyecekler. Bu siyasi bir manevra değil, siyaset üstü bir kalkışmadır. İktidar partisinin bir çok icraatını beğenmediğim halde, bütün riskleri göz önüne alarak bu kalkışmayı başlatanlara –hesapları ne olursa olsun- destek vereceğim. Bunu, Türk insanı için yapılacak en büyük özgürlük hareketi olarak görüyorum. Yapılmış ve yapılmakta olan katliamların ve adaletsizliklerin hesabı sorulacak! Cunta hareketinin içinde olanlardan ve dolaylı da olsa ondan nemalananlardan başka kim “hayır” diyebilir ki!
HSYK, Anayasa Mahkemesi, çocuk hakları, fişlenme, YAŞ karalarının yargıya açılması gibi maddeler de oylanacak! Elbette bunlar da çok önemli! “sen beni seç ben de seni” usulü ile hareket eden “yüksek yargı”nın ideolojik yapılanması sona erdirilecek! Bu Türkiye için bir devrim olacak. Diğer bir deyişle; “artık adalet yerini bulacak”
Yolsuzluk yapan, ihanet eden herkes hesap vermelidir, askerler de…
Düşünün bir albay, Amerika’da okuyan kızına bir milyon dolar harçlık (!) gönderiyor. Yurt dışında milyon dolarlık villalara sahip olanlar var. Kimse hesap soramıyor. Çünkü, kendilerini sahiplerimiz, bizi de köle olarak görüyorlar.
“Çok PKK’lı vuruluyor, düşürün şu Heronları” bunu PKK’lı biri söylemiyor. Türk ordusunun bir üsteğmeni Yarbay’a söylüyor. Peki yarbay ne diyor “sen ihanet içindesin, ne biçim konuşuyorsun” demiyor. “bir çaresine bakacağız” diyor.
“Bütün ordu böyledir” demiyoruz. Aklımızdan bile geçmez…
Ama bunları içinden temizlemesi gerekmez mi? Millete karşı bu insanların şahsında güveni sarsılmıyor mu?
Referandumla milletimize arz edilecek bu maddelerin Türkiye’nin önünü açacağına, yapılmış ve yapılmakta olan haksız uygulamaları önemli ölçüde bitireceğine inanıyorum. Bunların hepsi doğru ve yapılmalı. Ama gelmiş geçmiş bütün darbecilerin, diktatör bozuntularının yargılanması ve cezalarının verilmesi bambaşka bir şey! Yıllardır bunun hasretiyle yaşıyorum.
Kanımızı emen, canımızı alan, insanlarımızı hapislerde süründüren, idam sehpalarına taşıyan, dul ve yetim bırakan bu güruh geç de olsa cezasız kalmayacak. O günü bekliyorum hem de sabırsızlıkla! Davanın çilesini çekmiş, bedel ödemiş insanların (maneviyatçı, maddeci) mutlaka bu zulme dur diyeceklerine inanıyorum.
Ülkücü hareketten oldukça uzaklaşmış, hatta ilgisi kalmamış MHP’nin “hayır” demesi çok normal! Hatta parti yönetiminden bazılarının “derin bağlantılar” içinde olduğu iddialarını da düşünürsek şaşırmamak gerekir.
Vakit gazetesinin “Dandi Kemal” dediği, SSK genel müdürlüğü döneminde yüzlerce PKK’lıyı işe aldığı ve müdürlük döneminde bir çok Pkk militanının yeşil kartla tedavi edildiği kuvvetle muhtemel olan, Kılıçdaroğlu’nun “ hayır” demesi de normal! Çünkü O, kendi ifadesiyle; “Dersim”li ve bu milletten alacağı bir intikamı var…
Bu anayasa değişikliğinin memleketimiz için hayırlı olmasını ve devamının gelmesini temenni ediyor ve Cennet mekan Akif’in şu muhteşem sözleriyle bitiriyorum…
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
…
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam
Hele hak namına, haksızlığa, ölsem tapamam!
Fiemanillah